Pentax Türkiye Topluluğu

Fotoğrafçılık => Fotoğraf Teknikleri => Konuyu başlatan: sdemir03 - 22 Şubat, 2012, 00:05:48

Başlık: İlk kadın fotografcımız Sn. Naciye Suman
Gönderen: sdemir03 - 22 Şubat, 2012, 00:05:48
Bugün  yeni aldığım bir makinayı denemek için deniz kenarında fotograf çekerken bir arabadan 4-5 hanım inerek fotograf çekmeye başladılar, kullandıkları ekipmana ve çekim tekniklerine bakıldığında oldukça bu konuda eğitimli oldukları ortadaydı, aklıma okuduğumda çok etkilendiğim ilk kadın fotografcımız Sn.Naciye Suman geldi, fotografcılık yaptığı için defalarca, camlarının taşlandığı...vs

İyi ki vardınız Sn. Suman.


Aşağıdaki yazı Sn.Suman'ı merak edenler için alıntıdır.
-------------------------------------------------------------------
A L I N T I D I R
------------------------------------------------

İlk Profesyonel Kadın Fotoğrafçı: Naciye Suman

(http://a2.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash1/165158_173177072718047_137936012908820_322008_977570_n.jpg)

 

1919 yılı başlarıdır. 37 yaşında genç bir kadın, İstanbul Yıldız’daki Sait Paşa Konağı’nın önüne bir levha asar: “Türk Hanımlar Fotoğrafhanesi- Naciye”!

O tarihten sonra, cephede savaşan kimi askerler mektuplarını eşlerinin fotoğrafları iliştirilmiş olarak alırlar. Çünkü o dönemde erkek fotoğrafçılar karşısında peçelerini açmaları hoş karşılanmayan kadınlar, paşa kızı-asker eşi Naciye Hanım’ın karşısında rahatlıkla yüzlerini ve omuzlarını açıp, saçlarını dökerek poz verirler ona. 99 yaşındaki Nedret Ekşigil annesini, “ilk kadın fotoğrafçımız” Naciye Suman’ı anlattı, dinledik.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde bir stüdyo açıp profesyonel olarak çekimlere başlayan ilk kadın fotoğrafçı Naciye Suman’ı, bugün 99 yaşında olan kızı Nedret Ekşigil’den dinledim. Anlattıkları sadece annesinin yaşamını değil, Osmanlının son dönemlerde içinde bulunduğu durumu ve savaştan savaşa savrulan halkın sıkıntılarını da gözler önüne seriyordu.

Fotoğraf tarihimizin köşe taşlarından biri olan “Türk Hanımlar Fotoğrafhanesi” hakkındaki önemli detayları, en az annesi kadar güçlü bir karaktere sahip olan Nedret Ekşigil’den dinlemenin ve aktarmanın verdiği heyecanı da konuya girmeden belirtmeliyim.

Naciye Suman, 23 Nisan 1881′de Üsküp’te dünyaya gelir. Babası, sonradan paşa olacak Binbaşı Salih Bey’dir. 22 yaşına geldiğinde, o zamanlar yüzbaşı olan İsmail Hakkı Bey’le evlenir. Balkan Savaşı’nın sonuna gelindiğinde; Nusret, Fikret ve Nedret isminde üç çocuk dünyaya getirmiş, dördüncüsüne de dokuz aylık hamiledir. Osmanlı İmparatorluğu ise en zayıf dönemlerini yaşamaktadır. Avrupalının gözündeki “hasta adam”, Balkan savaşlarında ağır yenilgi alarak yaklaşık 500 sene idaresinde tuttuğu Rumeli’deki toprakları kaybedince, çileli bir dönem başlar. İsmail Hakkı Bey ve karnı burnundaki Naciye Hanım, her şeylerini orada bırakarak Anadolu’ya doğru göç edenler arasına katılır. İsmail Hakkı Bey eşini ve çocuklarını bir asker arkadaşına teslim ederek Viyana’ya sığınır. Naciye Hanım dördüncü çocuğunu Macaristan sınırında, trende doğurur.

İstanbul’a geldiklerinde Beşiktaş Yıldız’daki Sait Paşa konağını tutarlar. İsmail Hakkı Bey ise Viyana’da kaldığı zaman zarfında fotoğrafçılığı öğrenir. Ailesinin yanına dönerken fotoğraf malzemelerini de beraberinde getirerek, konağın çatı katını adeta bir stüdyoya çevirir. Eskiden konaklarda çatı katlarının çamaşırlık olduğunu belirten Ekşigil, burada her yerin camla kaplı olduğunu, çekim esnasında ışığın, camlardaki perdeleri bir sopa yardımıyla çekerek yönlendirildiğini söylüyor.

(http://a5.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc6/167623_173177276051360_137936012908820_322011_3435931_n.jpg)


İsmail Hakkı Bey’in fotoğraf merakı sayesinde, tüm aile fotoğrafçılığı kolayca benimser ve çatı katını keyifle vakit geçirdikleri bir alana dönüştürürler. Fakat İsmail Hakkı Bey, uzun süre İstanbul’da kalamaz. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla, yeniden cepheden cepheye koşacaktır. Bu uzun savaş yılları, ülkenin erkekleri kadar, cephe gerisinde kalan kadınlarının da sırtına ağır yükler koyar. Kadınlar, o güne kadar erkeklerin payına düşen görevleri de üstlenmek durumunda kalırlar.

Bu yılların güçlü karakterlerinden biri olan Naciye Hanım da ailesine bakmak zorundadır artık. Nedret Hanım, annesinin düşünmesi gereken ailenin hayli kalabalık olduğunu belirtiyor o yılları anlatırken. Kendisinden başka iki kardeşi daha olduğunu (Trende doğan Mithat ve daha sonra dünyaya gelen Hikmet, doğduktan kısa süre sonra ölecektir) annesi, anneannesi, üç tane evlatlık, kendileriyle ilgilenen nineleri ve dört, beş askerle beraber oldukça kalabalık bir aile olduklarını anlatıyor.

Naciye Hanım, işte bu zorlu ve uzun savaş yıllarında, paralarının tükenmesi üzerine aileden kalma gümüş bir tepsiyi satmak zorunda kalır. Ancak bu üzücü olay, önemli kararlar alacağı bir dönüm noktası olur. “Ben insan değil miyim, ben hayatımı kazanamaz mıyım, çocuklarıma bakamaz mıyım? İlla ki bunları satarak mı yaşayacağız” der ve bir fotoğrafhane açmaya karar verir. Zaten bunun için gerekli her şey mevcuttur çatı katında. Yapacağı tek şey, konağın önüne bir tabela asmaktır.

1919′un başlarında verilen bu karar, o yıllar için oldukça radikal bir karardır. Bir kadının, üstelik bir paşa kızının çalışması, hele hele bir işyeri açması düşünülecek şey değildir. Naciye Hanım bunların hiçbirine aldırmaz. Konağın önüne “Türk Hanımlar Fotoğrafhanesi- Naciye” diye yazdırdığı tabelasını asarak çalışmaya başlar. İlk gün 10 kişi gelir. Tüm ailenin refah içinde yaşayacağı yılların sadece başlangıcıdır bu.


Naciye Hanım’ın bu iş girişimi en ufak bir engele çarpmaz. Aslında o yıllarda, halkın fotoğrafa olan mesafeli duruşu, ilk Müslüman fotoğrafhanelerinden olan Resne ve Yeraltı fotoğrafhanelerinin tehdit alıp, vitrinlerinin kırılmasına sebep olmuşsa da, Naciye Hanım kolay kabul görür. O dönemde kadınların erkek fotoğrafçılar karşısında peçelerini açmaları pek hoş karşılanmadığından, fotoğrafhane hanım müşteriler için önem kazanır. Kadınlar, Naciye Hanım’ın karşısında rahatlıkla yüzlerini ve omuzlarını açıp, saçlarını dökerek poz verirler. Bu özel fotoğraflarını, cephede savaşan eşlerine, özlem dolu mektuplarıyla birlikte gönderirler.

Sonraları “Türk Hanımlar Fotoğrafhanesi”nin arşivinin kaybolması ve orada çekilmiş olan hiçbir fotoğrafın günümüze kadar gelmeyişi, araştırmacılarda fotoğraflara damga basılmadığı fikrini doğurmuştu. Ancak elimde mevcut bulunan üçü damgalı olmak kaydıyla altı adet fotoğraf, hem bu konuya açıklık getiriyor hem de bu önemli ismin karanlıkta kalan yüzüne ışık tutuyor.

(http://a3.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc6/168287_173177222718032_137936012908820_322010_8264853_n.jpg)

Bu fotoğraflara baktığımızda bu fotoğrafhanenin de kendisinden önceki stüdyolar gibi, resimli bir fon kullandığını görüyoruz. Nedret Ekşigil’le sohbetimiz esnasında, babasının diğer malzemeler gibi bu fonu da Viyana’dan getirip getirmediğini soruyorum. Net olarak hatırlayamamakla birlikte, dışarıdan gelmiş olabileceği ihtimalinin yüksek olduğunu söylüyor. Ve yine fotoğraflarda her stüdyoda olduğu gibi sandalye, sehpa, çiçek gibi aksesuarlar göze çarpıyor. Sadece altı adet fotoğraf ile çok fazla genellemeye varamayız ama şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, Naciye Hanım teknik anlamda meslektaşlarından hiç de geri kalmamış.

 

Güldüren Bölük , Yeni Aktüel Dergisi , sayı 168.
Başlık: Ynt: İlk kadın fotografcı kadınımız Sn. Naciye Suman
Gönderen: JoRDaN - 22 Şubat, 2012, 02:35:04
Paylaşım için  teşekkürler. :)